Merhaba Ben Hasan, Sırt çantamla beraber 2014 yılından beri dünyayı geziyorum. Şimdiye kadar 17′ den fazla ülke de ve doğanın yüzlerce farklı köşesinde bulundum. Uzun bir yaşam ve sefil bir huzur için minimalist bir yapıyla yaşıyorum. Günümüzün sıradanlığından çıkıp, kendini bulma, değiştirme ve hayata karşı üretme amacı ile yoldayım. Uyku tulumunun içine girmeyi, toprakta uyumayı, çadırın evim oluşunu, sırtımı ateşe vermeyi, bir sabaha kuş sesleriyle ağaçların ortasında uyanmayı seviyorum. Bir amacım olduğunu düşününce hayattan korkmadan ilerleye biliyorum… Zevklerimi önemserim, sıkı çalışır iyi eğlenirim; hayatta dengeye inanırım.

Nihayetinde yaşamak istediğimiz bir hayat var. Daha güzel ve ihtiyacımız olan ile yetindiğimiz. Daha rafine, küçük, kontrol edebildiğimiz, keyif ve yapmak istediğimiz şeylerin öncelik olduğu bir yaşam tarzıyla ömrümü geçirmek istiyorum.

Macera Nasıl Başladı?

Tüm macera tek bir kitap sayesinde başladı. Kitabın ismi: Göğü Delen Adam. Çoğumuzda olduğu gibi ben de hayatımı, çevremdeki insanların davranış biçimleri, aile ve arkadaşlık bağlarımla, çalışma koşullarımla, sorgulamadan, bomboş yaşayıp gidiyordum. Bu kitapla birlikte öğrendiklerimi hayatıma neden yansıtmadığımı sorgulayarak geçen bir dönem geçirdikten sonra sosyal ortamda tamamen bir rastlantı ile karşılaştığım İnterrail hakkında bilgiler, işte bununla başlamalyım dememe sebep olmuştur. 2012 ve 2013 yılımı tamamen tek bir bilet ve bu gezi için harcayacağım birikimime adadım. Ailemin yanımda bu birikimi sağlayamayacağımı anladığımda İzmit’e taşındım.

Bu süreç tabi ki hiç kolay olmadı. Günün koşullarında 800 TL maaş ile çalışan ve istediği şeyleri görebilmek için yarısından fazlasını hayallerine adamış birine dönüştüm. Günde 1 öğün beslenip 2 öğün hayallerimin için birikim yaptığım dönemlerdi. Yemeğe para kalmadığı anlar evime yakın düğün salonlarında yemekli düğünlere misafir oluyordum. Tabi bu bizim aramızda 🙂 Daha hiç çadırda kalmamış, yabancı bir insana adres sormaya korkan biri iken tüm savaşlarımın sonrası 2014 yılında bu bilete ve gerekli birikimime sahip oldum. Ee durur musun hadi yola 🙂 30 günlük Avrupa Gezisi de tabi ki kolay olmadı. Hiç çadırda kalmamış birinin arzuları ve hayalleri uğruna 30 günün 18 gününü dışarda uyuduğunu düşünün. Hostellere para vermek otelde kalmak çok mantıksız geliyordu. Bunun yerine yeni tat alabileceğim restoranlar ve değişik deneyimlere yatırım yaptım. Kısacası karakterime işleyeceğim her şeyi bu zaman dilimlerinde aldım. Bugün yaptığım her şeyden keyif alma ve ihtiyacım olduğu ile yetinmeyi öğrendim.

Nasıl Seyahat Ediyorum?

Deli gibi !

Çok şeyin aşığıyım. Doğaya, bisiklete, özgürlüğün bütün güzelliklerine.Yosunlu bir vadiye, pamuk gibi bulutlara, yavaşça doğan güneşe. Arzularım her zaman ne için yaşamamı hatırlatıyor. Harcamalarım, amacım, hayallerim, oturduğum evden tutunda yediğim yemeğe kadar her şeyi yaşamımda bu arzularım için düzenledim. Rafine olan hayatım bana imkanı sunuyor.

Peki Neden Bisiklet ?

Bisikletin hayatıma kazandırdığı şeyleri anlatsam şu sayfaya sığmaz sanırsam. Öncelikle yavaş olmayı öğreniyorsunuz. Düşünsene şu devirde yavaş olmak ! Bunu kaç şey size kazandırabilir ki ? Bir arabayla A noktasından B Noktasına seyehat ettiğinizde tek kazandığınız şey B noktasına ulaşmak olur. Konu bisiklete geldiğinde ara noktalar arasındaki her şeyi hissedebilirsiniz. Düzlükleri, rakımı, havayı, köyleri, bir çocuğun o hayalci bakışını, sizinle kanat çırpışan kelebeği…  Uzun bir yaşam ve sefil bir huzur için en iyi araç kesinlikle bisiklettir.